27 Kasım 2025 GEAS Toplasından Notlar

Kreatif Dünyanın Konuşmadığı Gerçekler

Giriş: Parlak Projelerin Perde Arkası

 

Kreatif endüstriler—animasyon, görsel efekt, sanal prodüksiyon—dışarıdan bakıldığında sihirli bir dünyanın kapılarını aralar. Ekranda gördüğümüz göz alıcı projeler, teknolojinin ve sanatın mükemmel bir birleşimi gibi görünür. Ancak bu parlaklığın ardında, kapalı kapılar ardında yapılan toplantılarda konuşulan, sektörün gerçek zorluklarını, bürokratik engelleri ve insani dinamikleri yansıtan çok daha karmaşık bir gerçeklik yatar. Bu yazı, böyle bir toplantıdan sızan ve sektörün iç yüzünü ortaya koyan, kimsenin yüksek sesle konuşmadığı dört şaşırtıcı gerçeği ele alıyor.

1. Mesleğiniz O Kadar Yeni ki, Vize Memuruna Bile Anlatamıyorsunuz


Teknolojik ilerlemenin bürokratik sistemlerle nasıl çatıştığını gösteren en çarpıcı örneklerden biri, mesleğinizin resmi bir tanımının olmamasıdır. Sanal prodüksiyon (Virtual Production) gibi son teknoloji bir alanda çalışan bir uzmanın karşılaştığı beklenmedik bir sorunu ele alalım: ne iş yaptığınızı resmî kurumlara anlatamamak.

Sektörden bir profesyonel, bu durumu yurt dışına çıkmaya çalışırken yaşadığı trajikomik bir tecrübeyle özetliyor. Ne iş yaptığını bir türlü anlayamayan vize memuru tarafından tam iki kez vize reddi yemiş.

“Virtual Production’ı anlatıyorum. Şirketin ismini soruyor vesaire. Ben bu sebepten dolayı iki kez vize reddi yedim.”

Bu sorunu çözmek için profesyoneller, Mesleki Yeterlilik Kurumu’na (MYK) başvurarak mesleklerini en basit ve anlaşılır dille tanımlamaya çalışıyorlar. Ancak bu süreç de zorluklarla dolu. Mesleğin çok niş olması, resmi bir tanım oluşturmak için gereken minimum kişi sayısına ulaşma riskini de beraberinde getiriyor. Bu noktada, salt bir tanım mücadelesinin ötesinde stratejik bir akıl yürütme devreye giriyor: Madem sıfırdan bir meslek yaratmak için yeterli sayıya ulaşılamıyor, belki de çözüm, sanal prodüksiyonu “3D Generalist” veya “Technical Director” gibi mevcut ve kabul görmüş bir meslek tanımının altında yeni bir uzmanlık dalı olarak konumlandırmaktır.

Bu durum, teknolojinin yasal ve bürokratik yapıları ne kadar hızlı geride bıraktığının ve sektör profesyonellerinin sadece işlerini değil, varlıklarını da resmileştirmek için nasıl yaratıcı çözümler üretmek zorunda kaldıklarının canlı bir kanıtı.

2. En İyi Eğitim, En Prestijli Üniversiteden Gelmeyebilir

 

Kreatif endüstrilerde eğitim ve sektör arasındaki derin uçurum, sıkça dile getirilen bir sorun. Ankara’daki bir animasyon öğrencisi, kendi bölümünü “çok kötü” olarak nitelendirirken, bir başka tecrübeli profesyonel sorunun kökenine iniyor: “Ben 3. sınıflara ders veriyordum. Photoshop’u hiç açmamış olanı vardı içilerinde.” Bu tek cümle, akademik yetersizliğin boyutunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Peki bu durumun ardında ne yatıyor? Analizler, iki temel sistemik soruna işaret ediyor: Birincisi, animasyon gibi popülerleşen alanların, sırf trende ayak uydurmak için yeterli altyapı ve vizyon olmadan, “bir tane de biz açalım” mantığıyla üniversiteler tarafından açılması. İkincisi ve daha kritiği ise bu alanda yetkin akademisyenlerin neredeyse hiç olmaması ve mevcut akademik kadroların, hızla değişen sektör dinamiklerinden kopuk kalması.

Ancak çözüm, her zaman en bilinen üniversitelerden gelmiyor. Genel kanının aksine, bazen daha küçük bir şehirdeki bir üniversiteden mezun olanlar, büyük şehirlerdeki prestijli okullardan çıkanlardan çok daha donanımlı olabiliyor. Toplantıdaki bir uzman, bu tezatlığı çarpıcı bir örnekle açıklıyor:

“Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nin Çizgi Film ve Animasyon’undan mezun olarak gelmiş bir sürü insan var ve Kütahya gibi küçük bir şehirden çıkan insanların 3D bilgisi Ankara’yı sollar”

Bu eğitim açığını kapatmak için sektör profesyonelleri ile “GEAS Akademi” projesi ile yılların tecrübesini doğrudan yeni nesillere aktarmayı planlıyoruz. Bu girişim, hem sektöre taze ve yetkin kan sağlamayı hem de ait oldukları derneğe sürdürülebilir bir gelir modeli yaratmayı amaçlıyor. Bu durum, başarının sadece kurumun adına değil, eğitmenlerin adanmışlığına ve en önemlisi, sektörün kendi sorunlarına çözüm üretme becerisine bağlı olduğunu gösteriyor.

3. Stratejik İş birliği: “Tanıdık” Sadece İş Buldurmaz, Avrupa Birliği Fonu da Getirir

 

Kreatif sektörlerde “networking” ve iş birliği, genellikle iş bulma veya proje paslaşma gibi yüzeysel faydalarla ilişkilendirilir. Ancak gerçekte bu ilişkiler, çok daha stratejik bir hayatta kalma ve büyüme aracıdır.

Mikro düzeyde, sektör profesyonelleri kendi aralarında bir yazılım portalı kurmaya çalışırken SQL ve veri tabanı gibi teknik zorluklarla karşılaşıyorlar. Bu sorunu nasıl mı çözüyorlar? “Arkadaşının yazılımcı arkadaşı” gibi tamamen kişisel ve güvene dayalı ağlarını kullanarak. Bir üyenin, bir arkadaşının kız arkadaşına yaptığı bir animasyon jesti, şimdi tüm topluluğun teknik bir sorununu çözmek için bir “karşılık” olarak geri dönüyor. Bu samimi yardımlaşma ruhu, tek bir cümlede özetleniyor:

“Geri ödeme vakti budur o zaman.”

Konu kişisel ilişkilerden kurumsal iş birliklerine taşındığında ise bu dayanışma ruhu, daha da büyük bir güce dönüşüyor. Bir dernek veya STK statüsünde olmanın, Avrupa Birliği veya Kalkınma Ajansı gibi kurumlardan fon alan büyük projelerde ne kadar güçlü bir “paydaş” haline getirdiği vurgulanıyor. Bunun en somut örneği, derneğin Bahçeşehir Üniversitesi ile birlikte yürüttüğü ve İstanbul Kalkınma Ajansı tarafından fonlanan “Animist” projesi. Bu başarılı proje, derneğin “CV’sine” eklenerek gelecekteki fon başvuruları için güçlü bir referans oluşturmuş durumda.

Bu durum, “networking” kavramının sadece kartvizit alışverişi olmadığını kanıtlıyor. Günümüz kreatif ekosistemlerinde networking; kaynak paylaşımı, kolektif problem çözme ve büyük fonlara erişim için hayati bir mekanizmadır.

4. Ustalığın Zirvesi Teknik Değil, İletişimdir: “Sürekli Haklı Çıkmaktan Yoruluyorsun”

 

Kreatif bir süreçteki en zorlu aşama, karmaşık yazılımları kullanmak veya teknik bir sorunu çözmek değildir. Asıl zorluk, insanları—müşteriyi, ajansı, ekip arkadaşlarını—yönetmektir. Kıdemli bir profesyonelin tecrübesi, bu gerçeği acı bir şekilde ortaya koyuyor. Projenin en başında yaptığı uyarılar dikkate alınmıyor, ancak proje sonunda herkesin başı belaya girdiğinde haklı olduğu anlaşılıyor. Bu durumun yarattığı bıkkınlık ve yorgunluk hissi, şu çarpıcı cümleyle ifade ediliyor:

“…sürekli haklı çıkmaktan yoruluyorsun anlatalım da dinleyen dinlesin yani.”

Bu iletişim sorunu, günümüzün popüler konusu olan yapay zekâ ile üretilen işlerde de kendini gösteriyor. Müşterinin “yapay zekâyla yapıyorsunuz, iki dakikada verin” talebi ile gerçekte gereken karmaşık “Sağını solunu toplama” süreci (yani üretilen ham materyali kullanılabilir hale getirme) arasındaki devasa uçurum, beklenti yönetiminin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Bir uzmanlık alanında gerçek ustalık, sadece teknik araçlara hâkim olmakla değil, aynı zamanda insan beklentilerini, egolarını ve yanlış anlaşılmaları yönetme sanatında yatar. Bu, projenin merkezinde güvenilir bir bilgi aktarım noktası olmak, dedikodudan uzak durarak profesyonel bir duruş sergilemek ve en önemlisi, tüm paydaşlar arasında şeffaf bir güven ortamı inşa etmek demektir. Teknik mükemmellik bir projenin iskeletiyse, bu insani beceriler onun ruhudur.

Sonuç: Perde Kapanırken Akılda Kalanlar

 

Bu dört gerçek, kreatif dünyanın genellikle görünmeyen yüzünü aydınlatıyor. İnovasyonun bürokrasiyle çatışması, eğitimin geleceğinin sektörün kendi ellerinde şekillenmesi, iş birliğinin stratejik bir güce dönüşmesi ve başarının anahtarının teknik değil, insani becerilerde yatması. Bunlar, parlak projelerin ardındaki görünmez motorlardır. Bu gerçekler, sektörün sadece yetenekle değil, aynı zamanda dayanıklılık, strateji ve empati ile ayakta kaldığını gösteriyor.